.

Yetenekleri yetiştirmek mi yoksa elde tutmak mı zordur ?
Buna bir yenisini daha ekleyelim “veya yetenekleri yönetmek mi?” Bir zamanlar ABD’nin Ankara büyük elçiliğini yapan ünlü ve yetenekli diplomat Richard Holbrooke’un ilginç ve gerçekçi bir tespiti vardır ;  “Avrasya kıtasında ABD için önemli olan bütün  konuların kavşağında Türkler var” der. Yakın bir tarihte  yahudi kökenli siyaset bilimci Alan Makovski’nin “Dostça olmayan bir müttefik” olarak nitelendirdiği Türkiye’yi sarih ve ciddi bir üslupla bütün şartları da göz önünde tutarak analiz ettiği  yorum yazısını birkaç gün önce Brookings’de okudum. Ortadoğu’daki siyasi enkarnasyonlarda gelişen bütün süreçleri takip eden bir Türkiye’nin varlığından artık kuşku duymuyoruz.  Türkiye olarak bürokratik konularda muhtelit  çalışmak zorundayız. Acaba düşünce kuruluşları bakımından  şu an kolektif bir şekilde çalışan Türkiye’nin olası iktidar değişimlerinden sonraki politikaları istikrarlı bir şekilde görevlerini icra edebilecek mi ?  Sadece siyasete dair değil, teknoloji ve finans alanında da fikir üreten düşünce kuruluşları ( think tankler ) sayıca en fazla  Amerika’da mevcut. Batı avrupa ikinci sırada. Bilal Karabulut isimli bir Türk profesörün “Dünyada Ve Türkiye’de Think Tank Kuruluşları: Karşılaştırmalı Bir Analiz” adlı tafsilatlı ve harika bir çalışması var. Analizden kısa bir cümle paylaşmak istiyorum :  “Batı’da (özellikle ABD’de) düşünce merkezleri ile kamu, medya, üniversite, özel sektör ve siyaset arasındaki geçişkenlik fazladır.” Karabulut’un bu harika tespitini biraz daha ihtisar edecek olursak demek istediği şey aslında : Batı’da askeri, iktisadi ve siyasi olarak karar merciinde bulunan bütün teknokratların devşirildiği, yönetildiği veya kontrol edildiği yer düşünce kuruluşlarıdır. Bu tür yerleri bir mutfak gibi tasvir ediyor Karabulut. Haklı. Yerinde bir örnekleme olduğunu düşünüyorum. Birisi fikir izah ediyor, ötekisi bu fikrin uygulama sahasını ve yöntemlerini tasrih ediyor ve hep beraber bu fikrin bütün proseslerini uygulayan harika bir gramatikal çalışma yürütülüyor. Yani tamamen uyum için yürütülen çalışmalar. Bundan birkaç sene önce Robert Mcnamara’dan bahsederken batı bürokratları için mantık derslerinin ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştim. Mantık yapacağınız uluslarası arenada yapacağınız hamlenin avantaj-dezavantaj ihtimallerini değerlendiren ve bu ihtimallerin sonuçlarına göre çıkarımlarınızı tekrar olasılıklandıran bir süreçtir.

Türkiye bürokrasinin en büyük hatası atacağı müspet adımları, alacağı neticelerin süresine ve toplumun refah seviyesini artırıp-artırmayacağına göre belirlenmesidir. Toplumun fedakarlık yapacağı bütün sahalar ülkenin özgürleşmesi ve gelişmesi için tenakuz oluşturuyor. Buna en iyi örnek Pakistan’ın büyük bedeller ( ekonomik gerileme, dikta, ambargo ) ödeyerek Atom bombasını geliştirme, üretme sürecine girmesi ve başarmasıdır. Ülke yaklaşık 10 yıl boyunca inanılmaz fakirlik ve yalnızlık eşliğinde başarılı bir silaha kavuştu. Bu oluşum maalesef realitedir. Bu süreç devam ederken Pakistan halkına mikrofon uzatma imkanınız olsaydı “bize atom bombası değil, yiyecek ekmek gerekiyor” cevabını alırdınız. Atılacak doğru adımların arasındaki en doğru adıma karar vermeyi doğrudan etkileyen genetik bir haslettir acelecik ve toplumsal çıkarcılık bizim için. Halbuki süper güç olan devletin ilk zamanlarındaki çıkarları  daima (veya genellikle ) halkın çıkarlarıyla eşleşmemektedir. Bizim en büyük zaafımız:  İstiyoruz ki sıradaki hamlemiz veya yaptığımız yatırım hemen kazanca dönsün. Halbuki büyük devletler büyük fedakarlıklarla gelişti. Bu gelişimin sadır ettiği en önemli argümanlar ; iç savaşlardır. Amerika, Çin, İngiltere ve hatta Rusya bile büyük iç savaşlar neticesinde kimliklerine ve yaşamsal yönergelerine kavuştu. İç savaş felaketleriyle oluşan kimlikler savaşan bütün tarafların beklentilerini karşılayan bir hüviyete kavuştu. Bu hüviyet kendi kaynağında onu koruyan kaideleri de oluşturuyordu. Ayrıca bu hüviyeti çok diktatör bir şekilde koruyorlar ve bu kimlik kaidelerine muhalif olan hiçbir düşünceye kendi literatürlerinde yaşam hakkı vermiyorlar.  Bugünün teknokratları kendi hayatları boyunca asla göremeyecekleri faydaların temeline yatırım yapmalıdır. Türkiye’nin içtimai ve iktisadi bütün mevzuatlarda kimliksiz oluşu değişecek iktidarlarla beraber ciddi şekilde iyice muğlaklaşacaktır. Tam bu aşamada “iyi ama Türkiye’nin bir kimliği ve devlet politikası zaten var” diyenleriniz olacaktır. Sahip olduğunuz kimlik ve siyaset eğer süper güç olmanızı dikte veya mülhem etmeyen bir manifestoya sahip ise diğer devletler tarafından bu kimliğin muhalefetleri daima desteklenir ve ülke zayıflatılarak süper güç olan ülkelerin çıkarlarına boyun eğecek bir hale getirilir. Şu an hepimiz biliyoruz ki Türkiye’nin ekonomik, askeri, siyasi ve içtimai hiçbir konuda inskripte edilmiş bir süper devlet olma kimliği mevcut değil. İngiltere’nin değişmez çıkarları nedir, Amerika’nın ve Rusya’nın hiç değişmeyen çıkarları nedir, Çin neyi hedeflemektedir ve hedefine ne kadar yakındır ? Büyük devletlerin yanında Türkiye’nin değişmez çıkarları ve siyaseti çok acil şekilde tespit edilmeli ve belli prensipler eşliğinde formata dökülmelidir. Az önce sorduğum soruları bazı bürokratlara sorduğum zamanlar oluyor : “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen ile “tekrar osmanlı gibi büyük bir imparatorluk kuracağız” gibi iki farklı amaca hizmet eden oldukça temelsiz cevap alıyorum. İşte bu duruma kimliksizlik diyorum. İki farklı bürokrat zihni iki farklı hedef için çalışır.  İki farklı hedef için enerji sarf eden hiçbir hedefe ulaşamaz.

Bu yüzden yetenekli zihinlere ihtiyacımız var. Ülke olarak asla iç savaşa girmemeliyiz ve zaten girmek de istemiyoruz. Yetenekli zihinlerle bir kimlik çalışması yapmalıyız. Bu kimlik ne olmalı, bürokrasiye nasıl entegre edilmeli, nasıl korunmalı, nasıl geliştirilmeli, nasıl hedefine ulaşmalı, iktidarlar değişse bile demokratik ortamlarda ( tıpkı İngiltere ve Amerika’daki gibi ) varlığını sürdürmeli?

Daha sonra yayınlayacağım bir yazı dizininde aşağıdaki prensipleri tafsilatlı bir şekilde münferit olarak kaleme alacağım.

1. Devletin süper güç deklerasyonu (serahaten ) oluşuturlmalıdır.

2.  Deklerasyon Kararının kimlik tanımı yapılmalıdır.

3.  Kimliğin inskripsiyonu ( Preskripsiyon) ve prospektüsü hazırlanmalıdır.

4. Reçeteyi hayata geçirecek iradenin eliminasyonu ve konsolidasyonu belirlenmelidir.

5. Departmanın : teknokrat ve bürokrat yetiştirme usulleri belirlenmeli.

6. Bütün süreci ve departmanları koruyacak bir denetçi departman oluşturulmalı.

Bir dahaki yazım : “1. Devletin süper güç deklerasyonu (serahaten ) oluşuturlmalıdır.” olacaktır.

Mustafa Ulvi Coşkun